Eski Turizm Bakanımız Sayın Bahattin Yücel, “Turizmde yeni kapitülasyon mu?” başlıklı yazısında önemli ve üzerinde düşünülmesi gereken bir endişeyi dile getiriyor.
Yabancı rezervasyon platformlarının yalnızca oda satmadığını; turistlerin aramalarını, fiyat karşılaştırmalarını, tercihlerini, hangi destinasyonlar arasında kaldıklarını ve hangi aşamada rezervasyondan vazgeçtiklerini de görebildiğini hatırlatıyor. Bu verinin zaman içerisinde turizm pazarında önemli bir ekonomik ve stratejik güç oluşturabileceğine dikkat çekerek ulusal bir turizm veri bankası kurulmasını öneriyor.

Sayın Bakanım’ın dikkat çektiği veri gücü meselesini önemsiyorum.
Çünkü burada kabul etmemiz gereken bir gerçek var:
Türkiye’nin küresel ölçekte kullanılan bir arama motoru yok. Dünya çapında yaygın sosyal medya platformlarımız yok. WhatsApp benzeri küresel bir iletişim ekosistemimiz olmadığı gibi, Booking ve benzeri uluslararası rezervasyon platformlarının sahip olduğu ölçekte tüketici davranışı ve seyahat niyeti verisine de sahip değiliz.
Dolayısıyla ortada gerçek bir veri asimetrisi var.
Google insanların ne aradığını, sosyal medya platformları neyle ilgilendiğini, rezervasyon platformları ise hangi destinasyona ve otele baktığını, hangi fiyatları karşılaştırdığını ve satın alma yolculuğunun hangi aşamasında vazgeçtiğini çeşitli sinyaller üzerinden analiz edebiliyor.
Biz ise çoğunlukla işin sonucunu görüyoruz:
Kim geldi, nerede kaldı, kaç gece konakladı, ne kadar harcadı?
Oysa turizm açısından çok daha değerli olan soru şudur:
Kim gelmeyi düşünüyor?
Bodrum’u kim arıyor?
Bodrum’u Mallorca, Antalya veya Yunan adalarıyla kim karşılaştırıyor?
Hangi fiyat seviyesinde rezervasyondan vazgeçiyor?
Hangi pazarda Türkiye’ye yönelik ilgi yükseliyor, hangisinde düşüyor?
Büyük dijital platformların stratejik üstünlüğü önemli ölçüde bu niyet verisinden kaynaklanıyor.
Ancak bu noktada başka bir gerçeği de gözden kaçırmamalıyız.
Bu verilerin yabancı platformların elinde bulunması, Türk turizmcisinin dijital dünyanın imkânlarından hiç yararlanamadığı anlamına gelmiyor. Bugün otellerimiz ve yerli girişimciler Google, Meta ve benzeri mecralarda reklam planlamaları yaparak hedef kitlelerine ulaşabiliyor ve bu platformların veri altyapılarından belirli ölçülerde yararlanabiliyor.
Yani veriye sahip değiliz ama verinin sağladığı imkânlardan para ödeyerek yararlanıyoruz.
Bence tartışmanın önemli noktalarından biri de tam burada başlıyor.
Türkiye’nin ciddi bir veri bankacılığı eksiği var
Aslında Türkiye veri üretmeyen bir ülke değil.
Otellerimizde rezervasyon, doluluk, fiyat ve misafir profili verileri var. Kamu kurumlarında ziyaretçi ve konaklama istatistikleri bulunuyor. Havalimanlarımızda yolcu hareketleri, bankacılık ve ödeme sistemlerinde harcama eğilimleri, seyahat acenteleri ve tur operatörlerinde rezervasyon hareketleri, farklı altyapılarda ise çok büyük miktarda başka veri üretiliyor.
Yani veri var.
Ancak bu veriler büyük ölçüde birbirinden bağımsız sistemlerde bulunuyor.
Türkiye’nin sorunu veri üretememesi değil; ürettiği veriyi bankalayamaması, farklı kaynaklardaki verileri anlamlı biçimde buluşturamaması ve bunlardan yeterince ekonomik değer üretememesidir.
Bu nedenle Sayın Bakanım’ın “Ulusal Turizm Veri Bankası” önerisini bir adım daha ileri götürmenin yararlı olacağını düşünüyorum.
Ulusal Veri Madenciliği
Belki de artık Türkiye’nin “Ulusal Veri Madenciliği” kavramını tartışması gerekiyor.
Çünkü yalnızca veri toplamak yetmez.
Milyarlarca satır veriyi bir merkezde topladığınızda büyük bir veri deposuna sahip olabilirsiniz. Ama o veriden anlamlı sonuç çıkaramıyorsanız ekonomik bir üstünlük elde etmiş olmazsınız.
Asıl mesele, kişisel verilerin korunması, ticari sırlar ve rekabet kuralları gözetilerek farklı kaynaklardaki veriler arasındaki ilişkileri analiz edebilmek ve bunları karar verilebilir bilgiye dönüştürebilmektir.
Örneğin turizm açısından sistem bize şunları söyleyebilmelidir:
Türkiye hangi pazarda talep kazanıyor, hangisinde kaybediyor? Bir destinasyonumuz hangi yabancı destinasyonlarla rekabet ediyor? Uçuş kapasitesindeki değişim rezervasyonlara nasıl yansıyor? Kur ve fiyat hareketleri hangi pazarlarda talebi etkiliyor? Rezervasyon temposu önümüzdeki 30 veya 60 gün için bize ne anlatıyor?
Bunlar yalnızca geçmişi anlatan istatistikler değildir.
Bunlar karar destek verileridir.
Ve veri madenciliğinin gerçek ekonomik değeri de burada ortaya çıkar.
Veri veren otelci ne alacak?
Ulusal bir sistem tartışıyorsak sektör açısından bu soruyu da açıkça sormalıyız.
Oteller hangi verileri paylaşacak? Ticari sırları nasıl korunacak? Veriler hangi düzeyde anonimleştirilecek? Kimler erişebilecek?
Ve en önemlisi:
Verisini sisteme veren otelci karşılığında ne alacak?
Bodrum’daki 60 odalı bağımsız bir otel, sisteme veri sağladıktan sonra önümüzdeki 60 günlük İngiltere talebindeki değişimi, bölgesindeki rezervasyon temposunu, rakip destinasyonlardaki gelişmeleri ve fiyat eğilimlerini görebiliyorsa sistem anlam kazanır.
Aksi halde sektörün sürekli veri gönderdiği ama karşılığında birkaç aylık genel istatistikler aldığı bir yapı, çağın ihtiyaçlarını karşılamaz.
Üstelik mesele yalnızca turizm de değildir.
Perakendeden tarıma, ulaştırmadan ihracata kadar Türkiye’nin birçok sektöründe aynı ihtiyaç bulunmaktadır.
Bu nedenle Ulusal Veri Madenciliği, yalnızca turizme özgü bir proje olarak değil, Türkiye’nin dijital ekonomide rekabet gücünün unsurlarından biri olarak ele alınabilir.
Elbette kendi arama motorumuz, küresel sosyal medya ağımız veya dünya çapında rezervasyon platformumuz olmadığı sürece Google, Meta ya da uluslararası rezervasyon platformlarının sahip olduğu tüketici niyeti verisinin tamamını üretmemiz mümkün değildir.
Ama bu gerçek, kendi ürettiğimiz verinin değerini başkalarının çıkarmasını seyretmemizi de gerektirmiyor.
Sayın Bakanım önemli bir tartışma açtı.
BOYD olarak bu tartışmaya sahadaki işletmelerin ihtiyaçlarını, ticari verilerin korunmasını ve özellikle küçük ve orta ölçekli turizm işletmelerinin üretilen bilgiden nasıl yararlanacağını da eklememiz gerektiğini düşünüyorum.
Belki de tartışmayı artık şu soruyla genişletmenin zamanı gelmiştir:
Verimizi yalnızca bankalayacak mıyız, yoksa madenciliğini de yapacak mıyız?
Çünkü dijital çağda gerçek güç, yalnızca veriye sahip olmak değil; veriden bilgi, öngörü ve ekonomik değer üretebilmektir.
27.09.2026